Dizi ve sinamaların taşıdıkları gizli yük

Sadece film yapmak için film yapılmaz değil mi?

Dizi ve sinamalar da bir misyon ve görev yaşıyor. İş bildiği gibi değil. Bir plan ve program çerçevesinde devam ediyor.

Herşeyden önce birinci temel amaçları para kazanmak. Bir film müşteriye ulaşmak para kazanmak ve daha sonraki çekilecek filme kaynak bulmak üzere yapılmaktadır. Bütün kurgu bunun üzerine yapılır.

İkincisi ise bu sektörü elinde tutanların istek ve standartlarına uygun sunabilmektir. Para kazanmak isteyenler onların isteklerini gerçekleştiremezlerse bu işi pazarlayamayacakları ve hiçbir şekilde para kazanamayacakların bilincinde olmalarıdır.

O yüzden film yapımcıları üst mercinin standartlarına uymak zorunda, seneryo ve içerği onların isteklerine göre yapmak zorundadırlar.

İşte bu üst aklın film ve dizi sektörü için oluşturdukları temel bir iskelet yapılanma vardır. Bütün filmlerin iskeletini onlar oluşturur. Bunlar sanat, bilim, etiklik vs vs isimler adı altında sunulur.

Parayı tutanlar ve paraya koşanlar

Şöyle bir canlandırın, büyük bir kamyon ve kamyon üzerinden yardım dağıtan eller.. Ve yardımdan birşeyler alabilmek için birbirini ezen insanlar..

İşte parayı elinde tutan güçler, merkezler ve yer var. Parababaları, devletler, bankalar, bankerler, şirketler, tefeciler vs. vs.

Ve ellerindeki parayla oyunun kurallarını belirleyen güçler var. Oyunu onlar kuruyor, onlar şekillendiriyor ve bizleri oynatıyorlar.

Para-Güç doğru orantılı.

Bir toplumda açlık, kıtlık, sefaleti belirliyorlar ve bir şekilde yazılan seneryo uygulanıyor..

Bir ülkedeki insanlar üzerinde toplum mühendisliğine soyunuyorlar. Örneğin şarkı-türkü film-dizi sektörünü parlatmak istiyorlar ve paraları oraya akıtıyorlar. Para var diye herkes o alana koşturuyor. Reytingler patlıyor vs. vs. Herkes şarkıcı topcu popcu olma derdine düşüyor..

Para merkezli kurulu sistem

Şöyle düşünün, içinde bulunduğumuz uluslararası bir sistem var. Bu sistem sadece ama sadece para yollarını elinde tutmak üzere kurulmuş. Var olan herşeyi elde ettiği bu para ile kontrol etmekte..

A'dan Z'ye hayattaki herşeyi para kazancı elde etmek üzere kurgulamış bir sistem. Hiç bir şekilde insanlığınfaydasına yarına olacak bir şeyi düşünmeyen sadece paraya ulaşabilecek her yolu mübah gören bir sistem..

Devlet yapılanmaları, eğitim sistemler, meslekleri herşeyi bu para toplama merkezine paranın akmasını sağlayacak şekilde kurgulamışlar.

Biz o sistem içinde köleyiz. Sadece bu parayı ellerinde tutmak isteyenler için çalışıyoruz. Bize sunulan herşey bu merkezi sisteme nasıl daha iyi hizmet edebiliriz üzerine..

Eczaneler, doktorlar, avukatlar, hakimler, siyasiler, idareciler herşey ama herşey bu sistemin memurları gibi..

Bir müslüman neden büyü yapar

Gerçektende bir müslüman neden büyü yapmak ister? Neden bir büyücüye bir hocaya gitme ihtiyacı hisseder? Büyü yapmak için kendisini nasıl kandırır?

Öncelikli olarak yaptığı şeyi büyü olarak kabul etmek istemez. Yaptığı şey bir büyü değil bir ilaçtır. Bir tedavi aracıdır. Bir yardım etme yöntemidir. Kendi içindeki kıskancı hasedi çekememezliği bastırmak için aranan çaredir. Ya da kendi adaletine göre karşı tarafa layık görmediği şeyi elinden alma girişimidir.

Bir müslüman, Allah'a inanıyor iken neden bir büyücüye gitme ihtiyacı hisseder ki? Allah'a ve adaletine inanmıyor ki böyle bir girişimde bulunuyor.

Gargat ağacı ve yahudiler

Tüm ağaçlar, taşlar, topraklar herşey arkasına gizlenen yahudiden haber verecekte sadece gargat ağacı vermeyecek.

Hadis-i Şerif’te, Yahudilerin taşların ve ağaçların bile arkasına saklanacağı, buna karşın Gargat ağacından başka bütün taş ve ağaçların: "Ey Müslüman, Ey Allahın kulu, Yahudi arkamdadır, gel onu öldür" diyeceği ifade ediliyor. (Buhârî, Tecrid, IX, 73; Tirmizî, Birr, 25; Fiten, 2; et-Tâc, I, 25).

Bahsi geçen hadis-i şerif Sahih-i Müslim’de; “Öyle ki Yahudiler taşların ve ağaçların arkasına saklanacak ama ağaç ve taş dile gelerek 'Ya Müslim! Ey Allah (c.c.) kulu! Gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır. diyecek. Sadece 'gargat' ağacı bunu söylemeyecek çünkü o Yahudi ağacıdır” buyuruluyor. (Kitab-ul Fiten H. 2239).

* * *

İnternette çeşitli yorumlara baktığımızda bu hadislerin mana-ı asli ile yorumladıklarını gördüm. Asıl gerçek mana ve anlamları ile üzerine konuşmuşlar vs.

Müslüman bu dünyadan ne ister?

Bir müslüman bu dünyadan gerçekten ne ister? Daha çok para kazanmak mı ister? Dünyanın en zengini olmak mı ister? dünyanın yöneticisi mi olmak ister? Müslüman bu dünyada ne için vardır?

Kuran bu dünyanın bir oyun ve oynaş olduguğunu bildirir bize..

Dünya fanidir. Gelip geçicidir. Müslüman bu dünyada yolcu olduğunun bilincindedir. Müslüman ahiritini kazanmak ister. Ne daha cok para kazanmak, ne dünya hakimiyeti ister.. Sadece islamiyeti en iyi şekilde yaşayabilmek ister. Baskı olmadan zulüm olmadan ibadetlerini yapabilmek ister. Başka hayatların kendisine baskı yapılmamasını ister. Dinin yasakladıklarını yapmaya mahkum edilmemesini ister..

Bu dünya sizin olsun, ben rabbime gideceğim...

Özel hayatının müdahale edilmemesini ister. Müslüman toplumlar baskı altına alınmamalı, ibadetlerini yapmaları engellenmemeli ve islamiyeti yaşayabilmelerinin önü kapatılmamalı...

Sadece konuşuyoruz, içeriğini anlamadan!

Bir çok kere konuştuğumuz kelimelerin, söylediğimiz sözlerin taşıdıkları anlamlardan habersiziz.

Birşeyler söylüyoruz, anlatıyoruz, yazıyoruz ve çiziyoruz.

Fakat her yazdığımız her anlattığımız herkes tarafından aynı şekilde anlaşılmıyor. Hatta kendi yazdıklarımızı 5 sene sonra dönüp baktığımızda anca tecrübe edebildikse taşıdığı anlamları görebiliyoruz.

Vay be demek bu bunu anlatıyormuş.. Keşke o zaman ben iki sefer üzerinde düşünseydim de ibret alsaydım da sonra böyle bile bile hataya düşmeseydim demeye başlıyoruz.

Nasrettin hocanın damdan düşme hikayesi gibi.. Damdan düşeni ancak damdan düşen anlıyor. anlatılanları da ilgi alanımız değilse ya da tecrübe etmemiş isek anlayamıyoruz ya da eksik anlıyoruz.

Burada bir çok yazım var, birşeyler anlatmaya çalışıyorum.. ya da şiir gibi kelimelerin taşıdığı yüklü manaların farkında olmadan içimden geldiği gibi hiç üzerinde düşünmeden yazıp geçiyorum.

Toplumu tarla gözü ile bakacak olursak

Toplumu tarla gibi görüp kendi tohumlarını o tarlada yetiştirmek için mücadele edenlerle dolu hayatımız

Her tarlanın bir sahibi ya da ortakları olması gibi. Toplumları da yöneten kontrolde tutan ya da müdahale eden ideolojiler görüşler vardır.

Güzel bir tarlanın talibinin çok olması gibi toplumları ele geçirmek isteyen kontrol altında tutmak isteyen farklı ideolojiler görüşlerde olacaktır

Tarlanın gerçek sahibi, oranın sahibi olduğu için bakar tımar eder, yabani otlardan arındırır ve verimli ürünler almak için toprağı zenginleştirmeye çalışır.

Tarlanın kiracısı var ise sadece o tarla üzerinden birşeyler kazanmayı hedefliyorsa, kısa sürede elde edeceği kazanca bakar da toprağı güçlendirmeye bakmaz. Sömürmeye bakar. İşine yarayacak tohumlar saçar..

Tarlayı rakip gören kötü komşu ise zararlı tohumlar saçmaya çalışır. tarlaya zarar vermeye çalışır.

* * *

Bilinmeyen dünyaların ne kadar farkındayız

Kafamızı çevirip şöyle bir etrafımıza bakalım. Çevremizde yüzlerce insan farklı farklı tipler ve karakterler göreceksiniz. O gördüğümüz insanların kaçının iç dünyasını tanıyoruz? Ne kadarından haberdarız..

Her bir insan bir muamma.. Her bir insan bambaşka bir dünya. Bizim asla bilemeyeceğim farklı bir evren.

Komşularımız, akrabalarımız, mahallemizdekiler, okuldan arkadaşlarımız, iş arkadaşlarımız vs. vs. şöyle bir düşünün.

Aslında bir de kendimize dönüp baktığımızda biz onları sadece kendimizi bildiğimiz kadar tanıyoruz. Ya da geçmişte edindiğimiz tecrübeler çerçevesinde biliyoruz. Hiç görmediğimiz, hiç tanımadığımız hayal bile edemeyeceğimiz karakterler..

Dış dünya sanki içimizin aynası gibi ve insanların gerçek yüzlerini değil de içimizden yansıyan o görüntüyü görüyoruz..

O yüzden inanıyoruz
O yüzden kandırılıyoruz
O yüzden dolandırılıyoruz
O yüzden seviyoruz
O yüzden bağlanıyoruz
O yüzden korkuyoruz vs. vs.

Din üzerinden ticaret propagandasının analizi

Günümüzde bayramlarda düğünlerde ya da aileler bir araya geldiğinde sık sık din üzerinden yolsuzluk yapan ve bu iş üzerinden para kazanma olaylarının ele alındığını rastlarsınız..

Adamlar ömrü boyunca Allah yolunda bir kuruş dahi çıkarıp vermemiştir fakat Allah yolunda koşturanlar sadece para için ve o kurum üzerinden birşeyler yemek için yaptığını idda ederler..

Hele sizin biraz böyle bir kurum ve kuruluşa karşı gönül bağınız varsa yakınların hemen size büyük bir iyilik yapma mutluluğu ile öyle kurumlardaki insanların nasıl oraları yiyip sömürdüğünü anlatmaya başlarlar.. Sanırsınız ki şeytan tatile çıkmış tüm görevini o yakınınız devralmış..

Toplum içinde eleştiriye maruz kalan kurumlar daha çok ne hikmetse Allah için birşeyler yapmak isteyenler, kuran öğreten yerler vs.. dir..

* * *

Örneğin hiç okullarda okul müdürlerinin kayıt parası yardım parası kermes hatta kurban parası diye topladıkları paralar söz edilmez..

Manevi üstünlük her dönem müslümanlardadır

Yer yüzünde süper güç olmak maddi olarak yönetim hakkı sahibi olmak değişmektedir. Bazen müslüman devlet süper güç iken gün gelir tam islam düşmanları süper güç olabilmektedir. Gece ile gündüz gibidir. Bazen müslümanlar üstün gelir bazen de gevurlar üstün gelir.

Süper güç olmak hayatın döngüsünün bir parçasıdır. Fakat bir de yeryüzünü yönetimde manevi taraf vardır. Yani mana aleminde yeryüzündeki tüm olayların kontrolü yönetimi her dönem müslümanlar kontrolündedir. Gevurların üstünlüğü sadece madde boyutundadır.

Bu hep böyle olmuştur. Bugün de böyledir. Yarın da böyle olmaya devam edecektir.Ehli küfür ne kadar uğraşırsa uğraşsın ne yaparsa yapsın bunu değiştiremez.

Akıllara yüzlerce soru gelebilir. Normaldir, doğaldır. Hadi ordan diyenler çıkabilir. İnkar edebilir. Şöyle madde alemine bakıp bu söylenenleri algılayamayabilir. Herkes nasibi kadarını alır

Yalan sahte bir dünyada yaşıyoruz

İçimizdeki şeytanlar üzerinden, toplumu kontrol altına almak isteyenler, kelime oyunları ile toplumu hipnoz etmiş durumda.

Gerçek yok. Herşey sahte. Şu an içinde bulunduğumuz bize dayatılan hayat bize ait değil. Savunduğumuz ideolojiler tamamen kurgu. Hiç birşey bize ait değil. Her şey dışarıdan bize empoze ediliyor. Gerçekler şehir efsanesi gibi. Geçmişle tüm bağlar koparılmış.

Kullandığımız dil bize ait değil. Türkçe kılıklı gözüksede tamamen tahrif edilmiş durumda. Yüz yıl önce yaşayan bir kişi ile anlaşabilmek imkansız durumda.

Tüm kavramlar değiştirilmiş durumda. Tüm terimler anlamlarını yitirmiş durumda. Biz biz değiliz. Büyük bir uçurumun kenarındayız.

Algımız bakış açımız, dünyamız, dünya düşüncelerimiz herşey ama herşey yok edilmiş durumda. Biz başka milletlerin hayatlarını yaşıyoruz.

Tıpkı gıdaları değiştirilmiş hiprit tohumlarla hayatlarını sürdürmemiz gibi.
Tıpkı hazır gıda adı altında içinde ne olduğunu bilmediğimiz gibi..

Manevi değerler silah gibi kullanılıyor

İçimizdeki şeytanlar ve şeytanların uşakları manevi değerlerimizi silah gibi bize karşı kullanmaktalar.

Beddua ile insanları korkutmaktalar.
Rüyalar ile insanları tuzaklarına çekmekteler.

Şunları şunları yapmazsanız beddua ederiz. Bağış yapmazsanız beddua ederiz. Bu sitedeki yazıları kaldırmazsanız lanet okur beddua ederiz. Bizi ballandırıp süsleyip püsleyip pazarlamazsanız yedi göbek dedenizi cehhennemin dinine postalarız.

İnanılmaz manevi tehdit, tahrik ve saldırı altındayız..

Bu sert yüzü.. Bir de bu manevi saldırının yumuşak yüzü var. O da asla ispatlanamayacak ve belgelenemeyecek tasavvufi terimler..

Hani devir tarikat devri değil ya.. Bir taraftan öyle denir diğer taraftan tasavvufi ve tarikatlara özel manevi hal ve durumlar nükleer silahmış gibi kullanılır. Her türlüsü affedilmeden kullanılır.

Neymiş rüya görmüşler..
Neymiş rüyalarında peygamber efendimizi görmüşler..

Osmanlı kendi kendine yıkılmış hiç dış faktör yokmuş

Bir tv programında diyorlar ki osmanlı zaten yıkılacaktı, kendi kendilerini yıktılar. Dış güçlerin gizli güçlerin hiiiiç etkisi yok. Zaten gidiciydi. Biz suçu hep başkasına atıyoruz. Kendi hatalarımızı görmek istemiyoruz vs.

Öyle bir masumane anlatıyorlar ki inanmamak elde değil. Demek tek suçlu bizmişiz meğer. Hiç dış güçlerin faktörü yok. Biz kendimiz etmişiz ne ettikse.

Göz var nizam var. Şu an şöyle bir etrafımıza bakalım. Hiç mi beyin çalışmıyor. Devekuşu gibi başını kuma gömerek ne halt edebilirsin.

Geçtim osmanlıyı cumhuriyetten sonraya bakalım. biz kendi kendimize mi kapattık uçak fabrikamızı, biz kendi kendimize mi mahvettik ilk yerli arabamızı.. biz kendi kendimize mi yasakladık kuranı..

Daha masumane bir söyleyişleri var ki sorma gitsin. Dünyadaki medya gücünün birilerinin elinde olması çok sıradan normal birşeymiş gibi lanse ediyorlar. Vay be..

İçimizde bir fetih sevdası var ondandır bunca yaşananlar

Bizler fatihlerin alparslanların torunlarıyız..

Bizler viyana kapısına dayanmış kanunilerin torunlarıyız..

Taa orta asyadan çıkıp avrupanın kalbine korku saldık

Ve her türkün yüreğinde özlemle yaşar fetih sevdası.. Bundandır bazen kücük bir kıvılcımla büyük fetihler ümidi ile koşturuşlarımız.. bundandır bazen beklenen fatih geldi zannı ile ehli küffara hizmetkar olmuşların peşinden sıra sıra gideşimiz.

* * *

Ruhumuzda var fetih sevdası bizlerin. Tarihi milli bir zaafiyetimiz bizim bu. Önce bu ruhu öldürmek istediklerindendir ki.... Bu ruhun kaynağını olan Kuran'ı kerimi içimizden almak istediler. Harfimiz değişti, eğitim sistemimiz değişti.. Yaşam tarzımız sıfırdan ithal edildi. Ama olmadı. Yine filizlendi fetih sevdası bu topraklarda..

Gördüler filizlenen bu sevdayı bu aşkı.. Bu sefer türlü türlü kollardan saldırıya geçtiler. Yozlaştırmayı denediler. Tahrifat hareketleri yaptılar. Baskı zulüm yaptılar olmadı..

İçeriği paylaş